if(window.location.href == 'https://kisiselyazilarimkaan.blogspot.com' || window.location.href == 'https://kisiselyazilarim.blogspot.com' ) { window.location="https://kisiselyazilarimkaan.blogspot.com"; } Kişisel Yazılarım : osmanlı hoşgörüsü
osmanlı hoşgörüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı hoşgörüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2022 Çarşamba

Irkçılık ve Irkçılığın Zararları









Irkçılık, kendimizden farklı olan, dili, dini, inaçları farklı olan insanları kendimizden aşağı görüp onları aşağılamaktır. Birçok insan maalesef bu şekilde davranmaktadır. İki yıl önce bir Amerikalı polisin siyahi bir adamı sırf ten rengi farklı olduğu için acımasızca öldürmüştü. Peki, bunu neden yapıyoruz? Neden bizden farklı olan insanlara karşı bir nefret besliyoruz? Sonuçta hepimiz insan değil miyiz? Böyle ırkçı davranışların bize ne faydası var? Sadece bir insanı dili, dini, ırkı ve görünüşü farklı görünüyor diye, o insana eziyet etmek, hakaret etmek, aşağılamak ne kadar doğru? Görünüşümüz, düşüncelerimiz, inançlarımız ve kültürlerimiz farklı olsa da, hepimiz insanız ve aynı dünyayı paylaşıyoruz. Bu dünyayı neden paylaşılmaz bir hale getirmeye çalışıyoruz? Benim birçok yabancı arkadaşım var ve hepsinin dini, dili, ırkı, düşünceleri ve kültürleri birbirinden farklı ama birbirimize saygılı ve hoşgörülü davrandığımız için hiçbir sorun olmuyor. Bakın, günümüzde birçok ırkçılık olayına şahit oluyoruz. İnsanlar artık birbirine eskisi kadar hoşgörülü davranmıyor. Hoşgörünün en güzel örneğini ecdadımız Osmanlı Devleti göstermektedir. 
Osmanlı Devleti, idaresi altındaki tüm insanlara dil, din, ırk ve düşünce farkı gözetmeksizin, eşit, adil ve hoşgörülü davranmıştır. Osmanlı Devleti idaresindeki tüm Müslüman ve gayr-i müslim insanlar hep beraber ve barış içinde yaşadılar. Dil, din, ırk ve diğer ayrılıkları bir kenara bırakıp, senelerce kardeşçe bir arada yaşadılar. Osmanlı Devleti asla bir insanı dili, dini, ırkı yüzünden dışlamamış, kendi ırkındaki insanlara davrandığı gibi adil ve hoşgörülü davranmıştır. Şimdi bize ne oluyor ki, kendi ırkımızdan olmayan insanları aşağılıyoruz? Bu topraklar, Türküyle, Kürdüyle, Alevisyle, Ermenisiyle hepimizin değil mi? Neden tüm bu ayrımcılıkları bir kenara bırakıp kardeşçe yaşamaya çalışmıyoruz? Biz bu ayrılıkları bir kenara bırakırsak, kardeş gibi yaşayabilirsek, düşmanlarımız bizi kolay kolay yenemez. Şimdi savaşlar artık topla tüfekle yapılmıyor. İnsanları birbirine düşürmek için sürekli faaliyetler yürütüyorlar, gerek televizyon, gerekse sosyal medya organları olsun, insanları sürekli birbirine karşı kışkırtmaya çalışıyorlar. Unutmayalım ki, biz din, dil, ırk, mezhep ayrılıklarını bir kenara bırakıp, kardeşçe yaşamaya başladığımız zaman, daha güçlü ve başarılı oluruz. 
Az önce de söylediğim gibi, benim birçok yabancı arkadaşım var, bu arkadaşlarımın çoğu Japonya, Çin ve Güney Kore'li insanlar. Birbirimize daima hoşgörülü ve saygılı davrandığımız zaman, farklılıkların hiçbir değeri yok. Çünkü, hepimiz insanız. Dilimiz, dinimiz, kültürümüz vs. farklı olabilir. Biz Müslümanız, ama karşımızdaki farklı dine inanıyor olabilir. Hiçkimse bizim dinimize inanmak zorunda değil, kimse bizim düşündüğümüz gibi düşünmek, davrandığımız gibi davranmak zorunda değil. İşte bu yüzden, farklı kültürlere, dine sahip olan insanlarla arkadaş olmanın hiçbir sakıncası olmadığını düşünüyorum. Hâttâ, farklı ülkeleri, o ülkelerin insanlarını, kültürlerini, yaşayış tarzlarını öğrenmeyi ve keşfetmeyi de çok seviyorum. Birbirimizden çok şeyler öğreniyoruz ve şu anda aramızın çok iyi olduğu birkaç yabancı arkadaşım da var. Onlar, beni, ülkemi ve kültürümü tanımak istiyor ve bu nedenle ülkemizi ziyaret etmek istiyorlar. Hâttâ, birkaç yabancı arkadaşımla buluşup, onlara İstanbul'u gezdirdiğim de olmuştur. Bence ırkçılık cahillikten gelen bir şey. Çünkü cahil bir insan, kendisinden başkasını her zaman aşağıda görür, aşağılar ve şiddet uygular. Irkçılığın insanlıkla hiçbir alakası yok, bu durum tamamen insanlık dışı bir olay. 

Sonuç olarak... Eğer kardeşçe ve barış içerisinde yaşamak istiyorsak aramızdaki ayrımcılığa bir son vermeli ve birbirimize her zaman hoşgörü, sevgi ve saygıyla yaklaşmalıyız. Böyle davradığımız zaman, her zaman daha güçlü ve daha başarılı oluruz. 

















Bu yazıyı beğendiyseniz +1 butonuna basmayı ve blogumu takip etmeyi unutmayınız. Ayrıca bana destek olmak için blog sayfamda bulunan Google reklamlarına da tıklayabilirsiniz. Teşekkürler!

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Osmanlı Devleti Yıkılmasaydı Neler Olurdu?

Osmanlı Devleti Yıkılmasaydı Neler Olurdu?

1299 yılında kurulduğunda küçük bir beylik olan Osmanoğulları, kısa sürede üç kıtaya hakim olan Osmanlı İmparatorluğu'na dönüşmüştür. Tabii ki, bunda Osmanlı'nın gösterdiği büyük askeri ve siyasi başarıların büyük bir rolü vardır. Ancak, kısa sürede küçücük bir beylikten, kocaman bir imparatorluğa ulaşmak, sadece askeri ve siyasi başarılarla mümkün değildir. Osmanlı Devleti, fethettiği topraklarda eşitlik siyasetini başarıyla sürdürmüştür. Fethettiği topraklardaki farklı dine mensup olan insanlara, dinlerini yaşamalarında serbest bırakmıştır. Fethettiği topraklarda sevgi, barış, kardeşlik tohumları ekmeye çalışılmıştır. Gerçekte, Osmanlı'nın topraklarını genişletmesinin asıl sebebi, kuşkusuz İslam'ı yaymaktır. Ecdadımızla gurur duymamız için birçok neden vardır. En önemlilerinden biri de bence, sömürgecilik yerine serbestlik getirmeleridir. İnsanları İslam'ın merhameti ve adaletiyle kucaklamalarıdır. Kafiri her zaman dize getirmeyi başaran Osmanlı İmparatorluğu, yı-kılışından 98 sene geçmesine rağmen, halen kalplerdeki sevgisi tazeliğini korumaktadır. Onlar, bizim şanlı dedelerimizdir. Onlar, üç kıtaya,  7 denize İslam'ı yaymak için, kardeşlik ve sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için uğraştılar. Bunda da başarılı olduklarını söylemek gerekir. 

Osmanlı Padişahları, Ehli Sünnet'ten asla taviz vermemiş, Kur'an ve Sünnet'in dışına asla çıkmamış insanlardır. Hatta derler ki, "Osmanlı padişahlarının hepsi evliyadır!" Nitekim, hiçbir medeniyetin ele geçiremediği İstanbul'u fethetmek yine bize nasip olmuştur. Gerçekten, insan önlerinde saygıyla eğilmek istiyor. Zoraki değil, gönülden... Şanlı ecdadımıza buradan Allah'tan rahmet diliyorum.

Peki Osmanlı şu anda yaşasaydı, neler olurdu? Nasıl bir şekilde yönetilirdik? Nasıl bir konumda olurduk? Osmanlı hiç toprak kaybetmeseydi, nasıl bir halde olurdu? Bence, Osmanlı halen yaşasaydı dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Kafirler, kolay kolay mazlum Müslümanlara zulüm yapamazlardı. Savaşlar biter, kardeşlik, sevgi, hoşgörü ve adalet her yerde hakim olurdu. Kafirin kökü kurutulur, kimse İslam'a zarar vermeye cesaret veremezdi. Çünkü, geçmişte ecdatlarımız bunu yaptılar! Asla kafire boyun eğmediler, eğdirttiler! Asla kimseye kul, köle olmadılar. Devleti sadece Kur'an ve Sünnet dairesinde yönettiler. Şimdi de aynısının olabileceğine kanaatim tamdır. Eğer Osmanlı bugün eski sınırlarında olsaydı, bugün Makedonya'da, Bulgaristan'da zulümler olmayacaktı. Filistin'de, Suriye'de mazlum kanı akmayacaktı. İslam daha da güçlenecek, her ülkeye, her şehre, her kasabaya girecekti şüphesiz! 

İlgi ve alakanıza teşekkür ederim. 
Kaan Akalın

21 Şubat 2017 Salı

Osmanlı'yı Osmanlı Yapan Manevi Değerler

Osmanlı Devleti, 1299'dan 1923 yılına kadar, cumhuriyetin ilanı ile son bulan, tarihin tek hanedanlık tarafından yönetilen en büyük imparatorluğudur. 600 senelik tarihinde, 3 kıtaya ve 3 denize yayılan Osmanlı Devleti, hayata geçirdiği eşitlik siyasetiyle, halen daha fethettiği yerlerde özlemini sürdürüyor.

Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında küçük bir beylik iken, kısa zamanda 3 kıtaya hakim olmayı başardı. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise, Osmanlı Devleti'nin fethettiği topraklardaki farklı dinden olan insanlara hoşgörülü ve merhametli davranmalarıdır. Hiçbir Osmanlı Padişahı fethettiği yerlerdeki insanlara zulmetmemiş, daima onları hoşgörü ve merhametle karşılamışlardır. Fatih Sultan Mehmed Han'ın çıkardığı ferman da, bunun en güzel kanıtıdır:



Ben ki Sultan Mehmet Han’ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum: Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntıvermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır. Gelip ülkemizde korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben, ne vezirlerim, ne kullarım, ne uyruklarım, ne de ülkemin bütün halkından hiç kimse adı geçenlere — kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine— dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri, göğü yaratan Rızıklandırıcı adına ve Kur’an adına ve ulu Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir. Böyle biline.

Osmanlı İmparatorluğu yürüttüğü bu eşitlik siyasetinde fethettiği topraklardaki farklı dine mensup insanlara asla zarar vermemiş, o insanları kendi dinlerinde serbest bırakmıştır. Her zaman, her yere yaymayı başardığı kardeşlik, merhamet, hoşgörü duygularıyla, İslam'ı yaymayı başaran Osmanlı İmparatorluğu, yıkılışından 97 sene geçmesine rağmen, halen daha fethettiği topraklarda kendini özletiyor. Tabii ki, Osmanlı'nın siyasi ve askeri gücü de bu kadar kısa sürede güçlenmesine egemen olmuştur ama, bu manevi değerler ile de fethettiği topraklardaki insanların kalplerini fethetmeyi başarmıştır.

Böyle bir ecdadın torunu olmak, insanı gerçekten gururlandırıyor!

Osmanlı Devleti, Kur'an ve Sünnetten asla taviz vermezdi. Özellikle Fatih Sultan Mehmed Han, Yavuz Sultan Selim Han, Kanuni Sultan Süleyman ve diğerleri... Osmanlı padişahları daima İslam'a hizmet için çalışmışlardır. İslam'ın bu topraklarda en güzel şekilde yaşanmasına vesile olan bu insanlar, üzerilerinden asırlar geçmesine rağmen, halen daha isimleri anılıyor ve halen daha kendilerini özletiyorlar.

Osmanlı'nın armasında yer alan figürlere kısaca göz atalım şimdi:


  1. Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir. 
  2. II. Abdulhamit'in tuğrası.
  3. Sorguçlu serpuş: Osman Gazi'yi ve tahtı temsil eder.
  4. Yeşil Hilafet sancağı. 
  5. Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur.
  6. Çift taraflı teber
  7. Toplu tabanca
  8. Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.
  9. (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.
  10. İmtiyaz sembolü: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.
  11. Osmani sembolü: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862'de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.
  12. Asa ve şeşper
  13. Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.
  14. Bereket boynuzu
  15. İftihar sembolü
  16. Yay
  17. Mecidi sembolü
  18. Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir
  19. Şefkat sembolü, 1878'de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.
  20. Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)
  21.  Kılıç
  22. Top, topçu ocaklarını temsil eder.
  23. El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.
  24. Mızrak.
  25. Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.
  26. Tek taraflı teber (balta)
  27. Bayrak
  28. Osmanlı sancağı
  29. Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder
  30. Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder. 
Osmanlı Devleti, yukarıda paylaştığımız Osmanlı Armasındaki anlamların dışına hiç çıkmadı. Milli ve manevi değerleriyle halen daha kendini özleten Osmanlı Devleti, Kıyamet gününe kadar da kendini özletmeye devam edecektir. 

Ben, Osmanlı Devleti hakkında çok araştırma yaptım. Halen daha yapmaya devam ediyorum. Rabbim izin verirse, bu araştırmalarımı yapmaya devam edecek ve bu büyük ecdadın torunu olarak, onlara layık bir nesil olduğumu da ispatlamaya çalışacağım inşaAllah. 

Günümüzde de en çok ihtiyaç duyduğumuz Osmanlı'nın milli ve manevi değerlerini, daha iyi tanımaya ve tanıtmaya gayret edeceğim. İnşaAllah, bu göstereceğimiz gayret, Osmanlı gibi şanlı bir ecdadımızın 600 senede yazdığı destanın akıllardan silinmemesine vesile olmaya çalışacağım. Siz kardeşlerimden de bu mücadelem için dua isteyeceğim. 

İlgi ve bilginize teşekkür eder, yazılarımdan istifade etmenizi dilerim. 

Kaan Akalın